
VAROLUŞ HİKAYESİ
Yudum yudum Özgürlük nektarı solumak gibi bahşettin Yol’umuza, ilmek ilmek Sevgi’nin Altın ipliklerini.
Rengârenk bezenmiş Masal misali, Dünya’nın örgüsüne işleniyor Usta’nın EL’lerinden, geçmiş ve geleceğin aynı anda yaşanan mucizeleri…
Senin gördüğün neş’e, yaşadığın gönlü hoş hece, Gece’ne doğan Güneş nerden sanırsın?
Diyeyim, Ben gönlümün duyduğuna inanırım, Sen gözünün gördüğüne aldanırsın.
Bu – Her bir bahşedilen vakit, O’nun gülüşünün Hikmeti, koruduğu Dünya’nın nefes alışının geri alınmak üzere verilen nakti…
A benim özlemini hasretler ile soluduğum gözlerinden düşen Cennet Bahçesi…
A benim nuru Öz’ünde, Altın İplikleri EL’lerinde okuduğum, Güneş’lerin dahi kıskandığı yüreğimin sahibesi…
Hüznüm ile neş’emi BİR OL’duran; lakin bu değil bir çelişki ifadesi;
Bu, Sonsuzluğunu Göklere dahi sığdıramadığım BİR SIR’rın,
En samimi merhamet satırlarından dokunmuş, Vermek üzere SEVGİ’yi doğurmuş dopdolu BİR Varoluş Hikayesi…
Bu, duyanı gönlünden yakalayan, sükut edenin ömürlerinden sulayan bir Hakikatin, Gerçek’e adanışının Ölümsüz İsmi.
Melis Gebedek
08.01.2025
15:50



