HİKAYELER

GÜNEŞ DOĞSUN

 

Soğuk duvarların ardındaki küçük, tel örgülü pencereden bakan iki göz, gökyüzünde doğan güneşi her gün en tepeye ulaştığında seyre dalardı. Hayranlıkla, Güneşin endamlı gülüşünü hiç Usanmadan izlerdi. Güneşin Gökyüzündeki Varoluşu, onun aklını öyle sarhoş etmişti ki, bulunduğu yerin farkında bile değildi.

Bu duvarları, kendi elleriyle düşlerinin ördüğü bir hapishane duvarı olduğunu ancak Uyanışının gerçekleşeceği o gün fark etti. Ayaklarına bağladığı kalın zincirlerin ne kadar ağır ve yük getirdiğini hiç anlamamıştı. Bu nasıl derin bir uykuydu… Rüyadan, hiç mi uyanmak istemiyordu?

Korkuyordu… Bunu anlamıyordu bile… Ve Aslı muazzam olan Sır dolu Yaşamın hediyesini görmeden, O soğuk duvarların arkasında yaşamaya razıydı. Ne yapardı yalnız, hiç tanımadığı, bilmediği diyarlarda? O, sadece gökyüzüne aşıktı ve başka bir şey bilmezdi.

Omuzlarına kendi yüklediği bu ağır yüklerin ne kadar gereksiz olduğunu anlamak, koca bir ömrünü almıştı. Koca bir ömür… Dile kolay… Koca bir ömür…

Meğer, o soğuk hapishane duvarlarının arkasında, her gün nefes alışlarıyla karanlığın onu nasıl sardığını hiç fark etmemişti. Aklının esiri olduğunu nasıl da görmezlikten gelmişti… Nasıl buna izin vermişti?
Arzularının onu o zincirlere bağladığını hiç fark etmemişti. Neydi peki onu şimdi ve burada uyanışa götüren, içindeki alevi tetikleyen?

Neydi, onu bu kadar ısrarla uyandırmak isteyen?

O gün, her şey farklıydı. O gün, gökyüzünde seyrettiği Güneşin ısrarla doğmak istemediği gündü. Nereden bilebilirdi ki o gün, yalnızlığın ve sessizliğin onun küllerinden yeniden doğuşuna şahitlik edeceğini? Sessizlikte, kalbinden gelen sesleri duymaya başladığı! Uyan diye haykıran annesinin sesiyle tüm Evrene gözyaşlarını boşaltı. Bu, arınmaktı. Gözlerini o derin uykudan gerçeğe açacağı gündü O gün. Uyanışıyla, aynı saniyeler içinde örmüş olduğu duvarlar yavaş yavaş yıkılmaya, erimeye başladı. Tek zincirlerinin izi hâlâ belliydi; bu da ona bundan sonra bir daha uykuya dalmaması için verilmiş bir hediye, bir hatıraydı. Evet, doğru, hediye; çünkü her şey Hak’tı!

Tüm saflığın onun çıplak bedenini örtü gibi sardığı anda, yıldızların o muazzam güzelliğini fark etti gökyüzünde. Öyle bir şeye şahitlik etmek üzereydi ki, tam gecenin bittiği ve o an tekrardan sabaha kavuştuğu Aydınlanma çemberi belirdi. Kalbinin daha da hızla çarptığını anladı. O soğuk duvarların ardından her gün izlediği Güneşinin doğuşuna şahitlik edecekti, bu defa hiç bir engel olmadan bu gerçekleşecekti.

Doğacak mıydı Güneşi? Affetmiş miydi onu?

Merakla bekleyen Kalbi içten biliyordu, elbette doğacaktı çünkü ümit dolu Sevgi ışınlarına sahip olan ve doğmayı hiç esirgemeyen, bunu Usanmadan gerçekleştiren Güneşin ardındaki o gizemli suretin kim olduğunu artık hatırlamıştı. Bir mutluluk ve heyecan sardı onu. Anne kokusuna hasret olan Kalbi, artık Güneşine daha derinden sarılarak Ona sahip çıkacağına dair yemin etti. O güneşin gizemli varlığı, artık kalbinde mühürlenmişti.

00:21
10.03.2025
Ebru Sagun

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu