
YÜCE GÜZELLİK MERTEBESİ
Güneş’inin küçücük ama bir Evren gibi parlayan ışıkçıklarında gördüm ben Gökyüzünün kudretini…
Bakakaldı özlemim, hasretim ile soludum O’na Sevgi’mi ve usulca dedim ki: ” Ne de güzel gülüyor, ipince esen Bahar Ferahlığı gibi zarif ve naif gözleri… ”
Nereden almıştı bu Sonsuz zarafetin Kusursuz Şenliğini?
Peki ya, Nerede giymişti o Bütün BİR Kâinatın hayranlıkla söz ettiği ve sessizce AŞK ile seyrettiği Çiçekli Gelinliğini?
Bir yanda gürlüyordu tüm korkusuzluğu – Hükmünden sual OL’unmayan Binlerce Cihana!
Diğer yanda sessizce AŞIK OL’unası güzelliği izlerini bırakıyordu – Işık parçacıklarını, diyar diyar bir Yol, bir İz arayan Kader Yolcu’larına…
Dedi: ” Yanıp sönen, Yaşayan Yıldızlardan Taç örülmüştü Başına.
Gece örtünce Gününün üşüyen üstünü ve ne zaman ki Sen çevirince başını Göğünün Yıldız Işığına,
İşte o AN, Seni saran, O’nun Başına Taç OL’an Hakikatin Sır’rı idi.
BABA’nızdan ÇOCUK’larına…
Gece açınca üzerini Yıldız Örtüsünden, Güneş’in Sevinç Nehri Sevda’sına,
İşte o AN, Seni ısıtan, O’nun Yüreğinden yeryüzüne damlayan bir Hikmet idi.
ANNE’nizden, ÇOCUK’larına… ”
Nereden almıştı bu sonsuz AŞK’ın kusursuz nağmelerini?
Peki ya, nerede giymişti o Beyazlardan tüm renkleri ışıldatan, Gökten bizleri haberdar kılan Yüce Güzellik Mertebesi Gelinliğini…
Melis Gebedek
30.01.2025
21:35



