BİLİM VE TEKNOLOJİ

KALBİN NÖRONLARI

 

Hayatımızda birçok kritik noktada ‘KALBİNİN SESİNİ DİNLE!’ diyenler acaba haklı mı? Gelin buna bilimsel kanıtlara dayanan veriler ile göz atalım;

Dünya çapında birçok bilim insanı tarafından, kalbimiz ve beynimiz arasındaki bu çok önemli konu hakkında araştırmalar yapılmış, tüm dünyanın merak konusu olan konu bilimle netlik kazanmıştır. HeartMath Enstitüsü, yaptığı bilimsel araştırmalarla kalbin zekâsı olduğunu artık kanıtladı. 

İşte bu araştırmaya göre; kalbimizin beynimize gönderdiği sinyaller, beynimizin kalbimize gönderdiği sinyallerden çok daha fazla. Sadece kalp, beyin tarafından gönderilen sinyallere tepki vermiyor, beyin de kalp tarafından gönderilen sinyallere tepki gösteriyor. Fiziksel aktivite, yüksek tempolu yürüyüş, koşu, egzersiz, solunum şekli, heyecan, korku gibi kalp atışına etken olan bütün kavramlar arasında, kalbin en büyük tepkileri ”duygular” anında meydana geliyor. Böylece duygusal değişkenlik gösteren hallerimiz, kalbin tepkisini en çok arttıran şeyler arasında. Kalp ritmi en düzgün olan insanların; sakin, mutlu, endişesiz, ruhsal acısız, kısacası duygusal anlamda denge sahibi olan bireylerde olduğu ve ayrıca kalbin kan dolaşımını sağlaması dışında ilginç ve yeni yönleri gözlemlenmiştir. Buna göre kalbin tıpkı beyin gibi kendine has çok kompleks bir sinir sistemi var. Yani kendine has bir nörapatik sisteme sahiptir. 40.000’den fazla olan bu nöronlar, kalbin kendisine ait ‘küçük bir beyin’ olarak tanımlanıyor. Kalbin çeşitli hormonal durumları, nöro taşıyıcılar tarafından beyne iletiliyor ve beyin sistemini etkiliyor. Örnek vermemiz gerekirse, sevgi hormonunun da çıkış yeri kalp. Araştırmada yer alan makaleye göre, tarih boyunca insanların kalbe yükledikleri anlamın aksine modern bilim şu ana kadar kalbi, beynin ürettiği duygulara tepki veren bir organ olarak tanımlıyordu. Yeni buluntular bu araştırmalara farklı bir yön verdi ve kalbin bildiklerimizden çok daha fazla fonksiyona sahip olduğu yönünde yeni çalışmalar başlatıldı. Bu hususta da beynin kalp ile bağlantısını sağlayan karmaşık ağ önemli bir nitelik taşıyor. Dr. Rollin McCraty tarafından yapılan bir çalışmada, 26 katılımcıya 30 adet resim gösterilmiş. Bu resimlerden bazılarında saldıran bir yılan, araba kazası gibi duygusal olarak yüksek uyarıcı, bazılarında ise doğa manzarası gibi uyarıcıları nötr olan görsellere yer verilmiş. Katılımcıların EEG ile beyin dalgaları ve EKG ile kalp atışları takip edilmiş. Katılımcılar önlerindeki mouse’a tıkladıktan 6 sn. sonra, 3 sn. süreyle rastgele bir resim gösterilip, ardından ekran 10 sn. karartılıp sonra tekrar tuşa basmaları istenmiş ve bu işlem 30 kez tekrar edilmiş. Sonuçlar incelendiğinde ise; bilginin önce kalbe geldiği, oradan beynimize iletildiği ve vücudun en son bunlara tepki verdiği görülmüş. Oldukça tanıdık bir durum değil mi? Eğer gösterilen resim, yüksek uyarıcı bir resim ise; kalp resim görünmeden önce 5 saniyeliğine yavaşlıyor ve eğer düşük uyarıcı bir resimse kalp hızlanmaya başlıyordu. 

Genel olarak nöro-kardiyolojik çalışmalarda kalp ile ilgili verilen bilgiler şöyle:

  • Kalbimiz beyinden ve otonom sinir sistemimizden bağımsız olarak 40.000 nörondan oluşan bir ağa sahiptir.
  • Kalbimizin manyetik alanı beynimizinkinden 5.000 kez daha güçlü ve vücuttan birkaç metre uzaktan ölçülebiliyor.
  • Duygularımıza göre değişen elektromanyetik dalgalar yayan bir kalbimiz var.
  • Kalbimizin beynimize, beynimizin kalbimize gönderdiğinden daha fazla sinyal göndermektedir ve bu sinyaller duygusal deneyimlerimizi etkilemektedir. 
  • Kalp sinir sisteminde, aynı beyindeki gibi, tüm vücut üzerinde bir etkiye sahip çeşitli nörotransmitterler ve hormonlar salgılanır: noradrenalin, dopamin ve oksitosin bu hormonların en önemlileridir.
  • Anne rahmine düşen zigotta, beyinden önce kalp oluşur ve atmaya başlar. Annenin beyin dalgaları bebeğin kalp atımlarıyla senkronizedir.

HeartMath araştırması, farklı duygusal durumlara eşlik eden, farklı kalp aktivitesi kalıplarının bilişsel ve duygusal işlevler üzerinde farklı etkileri olduğunu göstermiştir. Stres ve olumsuz duygular sırasında, kalp ritmi kalıbı düzensiz ve istikrasız olduğunda, kalpten beyne giden karşılık gelen sinir sinyalleri kalıbı daha yüksek bilişsel işlevleri engeller. Bu, net düşünme, hatırlama, öğrenme, akıl yürütme ve etkili kararlar alma yeteneğimizi sınırlar. (Bu, stres altındayken neden sıklıkla dürtüsel ve akılsızca davrandığımızı açıklamaya yardımcı olur.) Stresli veya olumsuz duygular sırasında kalbin beyne girdisi, beynin duygusal süreçleri üzerinde de derin bir etkiye sahiptir; aslında stresin duygusal deneyimini güçlendirmeye hizmet eder.

Buna karşılık, pozitif duygusal durumlar sırasında kalbin beyne girdisinin daha düzenli ve istikrarlı örüntüsü tam tersi bir etkiye sahiptir; bilişsel işlevi kolaylaştırır ve pozitif hisleri ve duygusal istikrarı güçlendirir. Bu, pozitif duyguları sürdürerek artan kalp ritmi tutarlılığı üretmeyi öğrenmenin yalnızca tüm vücuda fayda sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda nasıl algıladığımızı, düşündüğümüzü, hissettiğimizi ve performans gösterdiğimizi de derinden etkilediği anlamına gelir.

Kalbin Sesini Duymak;

Aslında kalbimiz bize doğruyu söylüyor, bizim yapmamız gereken bu sese kulak vermek ve onu anlamak. Çünkü o bizimle sürekli iletişimde ve hiç durmadan bizimle konuşuyor. Yaşantımız boyunca karşımıza çıkan seçimlerden biz hangilerini kalbimiz ile seçiyoruz ? Bu seçimlerimiz bize huzur veren, mutlu edip bizi kalben tatmin eden seçimlerimiz mi ? Yoksa mantık çerçevesindeki seçim gördüğümüz eleştiri-yargılanma-dışlanma endişesiyle, aile ve toplumda kabul görmek adına kalbimizi dinlemeden acaba sorusu içimizde kalanlar mı? İşte bu konuda zihin karmaşamız ve dışsal tetikleyiciler aktif iken, kalbimizden gelen o ince cılız iç sesimizi yani kalbimizin sesini duyabilmemiz için yüksek farkındalığa ve kendimizi bulmaya ihtiyacımız var. 

Bu süreçte irade ve farkındalıkla an da kalmamız, nefes egzersizleri ve meditasyon yapmak bize çok yardımcı olacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu